Pazartesi, Mart 03, 2008

Az Bilinen Ulkeler

İspanya’nın bir ülke olduğunu biliyorsunuz. Hırvatistan’ın eski Yugoslavya’nın parçalarından birinden oluşan bir ülke olduğunu biliyorsunuz. Estonya isimli ülkeden de haberiniz var. Peki ya Botswana, Kiribati, Palau, Tuvalu, Myanmar? Yaaa... Onlar da birer ülke ve aynı kaderi paylaşan bir sürü az bilinen ülke daha var. Biz burada kendilerinin gönüllü elçiliğini üstleniyor ve her birini kısaca tanıtıyoruz. Okuyun, bilginiz kültürünüz artsın.

Andorra: Fransa-İspanya sınırındaki Pirene Dağları’nda konuşlanan Andorra, 468 km2 yüzölçümüne ve yaklaşık 71.000 kişilik nüfusa sahip, ufacık bir ülke. Başkenti Andorra la Vella, ekonomisinin başlıca kaynağı turizm. Kendi savunma bakanlığı olmasa da, İspanya ile Fransa’nın kanatları altında olduğu için güvenlikte diyebiliriz. Ülkede asıl olarak Katalanca ve Fransızca konuşuluyor. Yönetim şekli prenslik. Özellikle kış manzarasının tadına doyulmaz olduğunu söylüyor gidenler.

Angola: 1.246.700 km2’lik bir alana yayılmış, başkenti Luanda olan, 11.000.000’dan biraz fazla sayıda insanın nüfusunu oluşturduğu bir ülkecik. Güneybatı Afrika’nın Atlantik kıyısına konuşlanmış. Asıl kısımdan azıcık ayrılmış duran minik bir toprak parçası daha var kuzeyinde. Portekizce ve bir takım Afrika dilleri konuşuluyor hakim olarak. Portekiz kolonisi olmaktan 1975 yılında kurtulmuş. Topraklarında çeşitli değerli madenler bulunuyor. Bunun dışında balıkçılık, denizcilik ve tekstil de ülkenin ekonomisinde söz sahibi olan maddeler.

Antigua ve Barbuda: Neden iki ismi var bu ülkenin derseniz, aslında üç olacakmış ama üçüncü adacık olan Redonda ismi anılmaya layık bulunmayacak kadar ufak. Bu adalardan oluşan devlet 443 km2 genişlikte, yaklaşık 69.000 nüfuslu, aslen İngilizce konuşulan bir yer. Başkenti St. John’s, yönetim biçimi monarşi. 1493 yılında Kolomb tarafından bulunan ülke 1981 yılına kadar İngiltere himayesi altındaymış.

Belarus: Şimdiye kadar saydıklarımızdan farklı, koskoca bir ülke olan Belarus yine de fazla tanınmıyor. Türkçesi Beyaz Rusya. 207.600 km2’ye yayılmış bir alanda, 10.300.000’den fazla insan yaşıyor. Şaşıracaksınız ama insanlar Belarusça ve Rusça konuşuyor. Başkenti Minsk ve ülke cumhuriyet ile yönetiliyor. Ormanlı, göllü, tepeli güzel bir memleket. Ama 1986 Çernobil faciasından en geniş oranda etkilenen yerlerden biri olduğu için uzun süre hastalıklarla boğuşmuş. Eskiden SSCB’nin bir parçasıyken 1990 yılında bağımsız cumhuriyet olduğunu ilan etmiş olan Belarus, çok yüksek bir okuma yazma oranına sahip.

Belize: Meksika’nın güneyinde, Karayip Denizi’ne kıyısı olan bir Orta Amerika ülkesindeyiz şimdi. 1981’de bağımsızlığını ilan etmiş olan 22.966 km2’lik ülkede 279.500 kişi yaşıyor. Başkenti Belmopan. Aslen İngilizce konuşuluyor. Dalış meraklılarının ilgisini çeken çok enteresan yerleri var su altında. Ayrıca Maya kalıntılarının zenginliği ile de tarihi önem taşıyor. Parlamenter demokrasi ile yönetiliyor.

Botswana: Güney Afrika’nın 600.370 km2’lik sıcak ülkesi Bostwana’nın büyük kısmı çöllerle kaplı. 1.640.000 insanın yaşadığı ülkenin başkenti Gaborone ve aslen İngilizce konuşuluyor. Afrika’nın en eski demokrasi yönetimine sahip olan ülke, 1966 yılında bağımsızlığını ilan etmiş. O zamana kadar Bechuanaland ismini kullanıyormuş. Ne yazık ki hastalıkların fazla, yaşam ortalamasının düşük olduğu bir yer burası.

Burkina Faso: Önceden Yukarı Volta ismiyle bilinen çöllük bir Batı Afrika ülkesi burası. 274.200 km2 yüzölçümünde yaklaşık 14.000.000 insan yaşıyor. Yoksul, okuma yazma oranı çok düşük bir ülke. En acaip başkent ismi yarışmamızın Ouagadougou ile rakipsiz birincisi. Fransızca ve yerel Afrika dilleri konuşuluyor. Bağımsızlığını 1960 yılında ilan etmiş ve parlamenter bir devlet yönetimine sahip. Ülkenin yerlilerine Burkinabe deniyor.




Burundi: Tanzanya, Kongo ve Ruanda (bunların bilindiğini varsayıyoruz) arasında yer alan Doğu Afrika ülkesi Burundi, 27.830 km2 yüzölçümüne ve yaklaşık 6.400.000 nüfusa sahip. Başkenti Bujumbura. Ülke cumhuriyet ile yönetiliyor. Fransızca, Kirundi ve Swahili dilleri konuşuluyor. Eskiden Belçika sömürgesi olan Burundi, bağımsızlığını 1962’de kazanmış. Yerli halk arasındaki çatışmalar maalesef hâlâ sürüyor. Ekonomik olanakları da çok kısıtlıdır.

Cape Verde: Cumhuriyet ile yönetilen Cape Verde, Senegal’e komşu Batı Afrika ada ülkesi. 4.033 km2’lik bir alanda yaklaşık 420.000 kişi yaşıyor. Başkenti Praia ve hakim dil Portekizce. Portekiz sömürgesi olmaktan 1975’te kurtulmuş. Yoksulluk oranı yüksek olan ülke, Avrupa Birliği’ne üye olmak için de başvuruda bulundu ancak Avrupa’dan hayli uzakta olduğu için teknik olarak onay alamayacağı söyleniyor.

Comoros: Hint Okyanusu’nda, Mozambik kanalına yakın bir bölgede bulunan adalar topluluğu. Grande Comoro (Ngazidja), Anjouan, Moheli ve Mayotte adalarından oluşuyor. Mayotte aynı zamanda Fransa’ya da bağlı. Ülke, 2.170 km2, 671.000 nüfuslu. Başkenti Moroni. Arapça ve Fransızca konuşulan başlıca diller. Önce Fransız sömürgesi iken sonra Madagaskar’a bağlanan Comoros, 1974’te bağımsızlığını ilan etmiş. Şimdi cumhuriyet ile yönetilen ülke bizde Komorlar olarak da geçiyor.

Cote d’lvoire: Bu isimle bilmemeniz normal, zira ülke genellikle Ivory Coast, yani Türkçesiyle Fildişi Sahili olarak tanınıyor. Batı Afrika’daki Gine körfezinde yer alan ülke 322.460 km2 ve 17.300.000 nüfuslu. Başkenti Yamoussoukro ki acayip isimli başkentler listemizde ikinci sıraya oturabilir. Kakao ve muz başta olmak üzere tarımla geçiniyor. Eskiden fildişi ithal edilirmiş. Önceleri Fransız sömürgesi olan ülke, parlamenter demokrasi ile yönetiliyor ve Fransa hâlâ bu konuda büyük söz sahibi. En çok da Fransızca konuşuluyor.

Djibouti: Bizde Cibuti olarak geçen ülke, Kuzeydoğu Afrika’da, Kızıl Deniz ile Aden körfezi arasında. Kayalık çölleri bol olan topraklarının yüzölçümü 23.000 km2. Bu topraklarda yaklaşık 477.000 insan yaşıyor. Başkenti ülke ile aynı isme sahip. Fransızca, Arapça ve bazı Afrika dilleri konuşuluyor. 1977’de bağımsız olmuş. Oldukça şirin bir ülkecik olduğu söyleniyor. Ayrıca yer kabuğunun en ince olduğu yerlerden biri.

East Timor: Doğu Timor, Güney Çin Denizi ve Hint Okyanusu arasında kalan Endonezya adalarından Timor’un özerkliğini ilan etmiş doğu parçasıdır. 15.007 km2 büyüklüktedir, üzerinde 1.041.000 kişi barınmaktadır. Başkenti Dili’dir. Eskiden Portekiz sömürgesi olduğu için Portekizce, bunun yanında Tetum, Endonezya dili ve İngilizce konuşulur. Ne yazık ki yakın tarihinde katliamlara sahne olmuş, 2002’de de bağımsız olmuştur. Bu gencecik ülke şimdi cumhuriyet ile yönetiliyor.

Eritrea: Bizde Eritre denen, 121.320 km2’lik, 4.562.000 nüfuslu, başkenti Asmara olan ülke. Kızıl Deniz’e kıyısı olan parçası Afrika’nın en sıcak ve kurak bölgelerinden biri. Daha dağlık olan bölgelerinde tarım yapılıyor. Sudan, Etiyopya ve Djibouti ile çevrilmiş. Eskiden Etiyopya’ya bağlı olan ülke 1993’te bağımsızlığını ilan etmiş ama 2000 yılına kadar Etiyopya ile aralarında sınır anlaşmazlığına dayanan çok acı olaylar yaşanmış. 2003’te sınır konusundaki çekişmelere kesin son verilmiş.

Gabon: Az bilinen ülkelerimizin çoğunluğu Afrika’da ister istemez. Gabon da Atlantik kıyısında yer alan Gine, Kamerun ve Kongo ile komşu olan bir Batı Afrika ülkesi. Tropikal ormanlarla dolu 267.667 km2’lik topraklarında 1.390.000 kişi yaşıyor. Başkenti Libreville. Fransızca dışında pek çok Afrika dili de konuşuluyor. 1960’da özerkliği kabul edilen ülkenin en büyük gelir kaynakları ormancılık ve madencilik.

Kiribati: Önceden Gilbert Adaları ismini taşıyan Pasifik ülkesi, üç ana parçadan oluşuyor: Gilbert Adaları, Phoenix Adaları ve Line Adaları. Mercan resifleri ile çevrili volkanik yapılı bu ülkenin yüzölçümü 811 km2, nüfusu 103.000. Başkenti Tarawa. Ülke cumhuriyet ile yönetiliyor.

Lesotho: Dünyada etrafı tamamen bir başka ülkeyle çevrili tek ülke. Güney Afrika Cumhuriyeti ile sarmalanmış durumda. 30.355 km2, yaklaşık 1.960.000 nüfuslu. Başkenti Maseru, en çok konuşulan dilleri İngilizce ve Sesotho. 1966’da İngiltere’den ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş. Bundan önce ismi Basutoland imiş. Parlamenter monarşi ile yönetiliyor.

Liechtenstein: Dünyanın en minyatür ülkelerinden biri olan Liechtenstein sadece 160 km2’cik! Buraya 33.700 kişi rahat rahat sığıyor. 5000 kişilik başkentinin ismi Vaduz, konuşulan dil ise Almanca. Avusturya ile İsviçre arasında yer alan dağlık bölgede kurulu. Varlık düzeyi oldukça yüksek olan ülke monarşi ile yönetiliyor. Her şeyin küçüğü şirin olur ya sevimli bir ülke burası da. Ama sahipsiz değil; İsviçre’nin kanatları altında.

Malawi: Yine Afrika’dayız. Güneydoğu Afrika’da, Mozambik, Zambiya ve Tanzanya ile çevrili durumdaki ülkenin yüzölçümü 118.480 km2, nüfusu ise 12.160.000. Başkenti Lilongwe. İngilizce ve Chichewa dili konuşuluyor. 1967’de İngiliz himayesinden kurtuldu ama uzun süre diktatörlüğe maruz kaldı. Şimdi cumhuriyet ile yönetiliyor. Eskiden adı Rodezya olan güzel ülke, yüzlerce tür enteresan balık barındıran muhteşem Malawi gölü ile de ünlü.

Togo: Batı Afrika’nın ince uzun, sahile ince tarafı denk gelmiş olan ülkesi. 56.785 km2’lik alanında yaklaşık 5.700.000 kişi yaşıyor. 1960’ta bağımsız olan ülke demokrasi ile yönetiliyor ve hakim dil Fransızca ile bazı yerel Afrika dilleri. Suç oranının oldukça düşük olduğu söyleniyor.

Bu kadarla kalmıyor aslında ama fazla uzayacak gibi görünüyor. Meraklısına özet geçelim biraz da: Kuzeybatı Afrika’nın Atlantik Okyanusu’na kıyısı bulunan ve başkenti Nouakchott olan (çok şükür en tuhaf isimli başkent yarışmamızın üçüncüsü de giderayak belli oldu) Mauritania; Hint Okyanusu’nda, Madagaskar’ın doğusunda yer alan, başkenti Port Louis olan ada ülkesi Mauritius; Pasifik Okyanusu’nda yer alan bir takım mini mini adaların birleşiminden oluşan, başkenti Palikir olan, ismi gibi ufacık güzel ülke


Mikronezya; Pasifik Okyanusu’nda Filipinler’in açıklarında toplam 458 km2’cik bir alan eden adalar topluluğu ülkesi Palau ki başkent ismi de fena değil: Koror; İsrail ve Ürdün’e komşu The West Bank ile İsrail ile Mısır arasında yer alan Gazze Şeridi’nin bir arada tek ülke olarak anıldığı Palestinian State; Ekvator çizgisinin güneyinde, Pasifik Okyanusu’nda yer alan toplam 26 km2’lik (evet 26!), başkenti Funafuti olan minicik adalar ülkesi Tuvalu ve yine Pasifik’te yer alan Port Villa isimli başkente sahip adalar ülkesi Vanuatu.

İlginç Kızılderili Atasözleri

Beyazların Amerika'ya gelmesiyle kaderleri değişen Kızılderililerin atasözleri şaşkınlık yaratıyor

İşte o sözler:

AĞLAMAKTAN korkma. Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşıyla temizlenir.

ARKAMDAN yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü böylece ikimiz de eşit oluruz.

BİR düşman çok, yüz dost azdır.

DÜŞMANIMI cesur yap. Onu yenersem utanç duymayayım.

DERİNİN rengi insanları farklı kılmaz. İyi iyi, kötü de kötüdür. Büyük yaratıcı hepimizi kardeş olarak yarattı.

SU gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda ama kayadan bile kuvvetli.

YERYÜZÜNE iyi muamele et. O babanızın malı değil, onu çocuklarınızdan ödünç aldınız.

KOMŞUN hakkında hüküm vermeden önce iki ay onun makosenleriyle yürü.

ÖLÜLER güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.

GÖZ ile değil yüreğinle hüküm ver.

KEHANET, muhtemel olayı kesin bir bakışla görmekten ibaret. Hava ya bulutlu olur ya da güneş açar.

HERKES bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz.

YANLIŞI gören ve önlemek için eli uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçlu olur.

ŞEYTAN hakkında konuşma. Gençlerin kalbinde merak uyanır.

VERDİKLERİ sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve sonunda aldılar.

Çin'de tezleri çürütebilecek kafatası

Çinli arkeologlar buldukları bir kafatasının 100 bin yaşında olduğunu olduğunu açıkladı.


Çinli arkeologlar geçen ay Hınan eyaletinin Lingcing kasabasında bir zamanlar göl olan Şuçang'da buldukları bir kafatasının 100 bin yaşında olduğunu ve bunun anatomik olarak ‘modern Homo Saphiens' olduğunu söyledi.

Şuçan’da bulunan kafatasının 100 bin yaşında olduğu kanıtlanırsa, palaeoantropologların iddialarından biri olan insan ırkının Afrika'dan geldiği tezi çürümüş olacak. Bugün için modern insanın 100 bin yıl önce ilk kez Afrika'da ortaya çıktığı ve buradan dünyanın diğer kıtalarına yayıldığı tezi geçerli. İnsanlık böylece daha maymun görünümlü olan atalarını zaman içerisinde ya elemine ediyor ya da onların yerini alıyor. Bu kuram günümüze kadar güvenilir tek bilinen fosil kanıtına dayanılarak yapıldığından ötürü geçerli kabul edilen tek tez. Yine de birçok Çinli palaeoantropolog çatlamış ancak, oldukça sağlam olarak buldukları bu kafatasına göre bu teze yine de kuşkuyla yaklaşıyor. Kazı ekibinin lideri Hınan Kültür Mirasları Bölümü araştırmacısı Li Cangyang ise “Belki de palaeoantropologların onlarca yıldan beri aramış olduklarını bulduk ve bu kafatası bizi modern Homo Saphiens’le ilgili olarak yönlendirecektir. Bulunan çok eski zamanlara ait olan bu insan kafatası her arkeologun düşüdür'' diye konuştu.

Çin Devlet Kültür Mirasları İdaresi'nin yöneticisi Şan Cişiang ise bulunan bu kafatası için “Pekin Adamı’ ve ‘Yukarı Mağara Adamı’ndan sonra Çin’de bulunan en büyük keşiftir'' diye konuşurken, birçok Çinli palaeoantropolog henüz bir şey söylemenin erken olduğunu belirtti.

Yunan Mitolojisi

YUNAN MİTOLOJİSİ

Eski Yunanlılar doğadaki herşeyi tanrı olarak görmüşler, etraflarında olan her olayı bir tanrıyla bağdaştırmışlardır. İnsan şeklinde olmalarına rağmen ölümsüz ve insanlardan çok daha güçlü olan bu tanrılar Yunan mitolojisiin temelini oluştururlar. Asırlar boyunca anlatılagelen ve "mythos" denilen hikayelerden oluşan Yunan mitolojisinin ana konuları dünyanın, tanrıların ve insanların oluşumu, tanrıların kendi aralarındaki veya insanlarla olan ilişkileri ve Troya Savaşı gibi gerçek olaylardır. Bu gibi gerçek olaylara, ağızdan ağıza anlatılırlarken çeşitli hayal ürünü hikayeler eklenmesi sonucu oluşan efsaneler aynı zamanda tarihsel değer de taşırlar.
Yunan mitolojisine göre başlangıçta, yani dünya oluşmadan önce Khaos (sonsuz boşluk) vardı. Sonra Khaos'tan Gaia, yani toprak ve daha da sonra çekici gücün sembolü Eros çıktı. Eros'un sayesinde Khaos ve Gaia'dan Erebos (yeraltı karanlığı) ve Nyks (gece), onlardan ise Arther (göğün üst tabakalarının ışığı) ve Hemere (gündüz) doğdu. Daha sonra Uranos (gök) ve Pontos'u (deniz) dünyaya getiren Gaia Uranos'la birleşerek erkek ve dişi titanları, tek gözlü devler olan Kyklop'ları ve Hekatonkheires adlı yüz kollu devleri doğurdu. En son doğan erkek titan olan Kronos babasını yenerek tüm evrenin kralı oldu. Krallığını kaybetmemek için kendisi gibi titan olan karısı Rhea'dan doğan çocuklarını yiyen Kronos , kendisinden kaçırılan oğlu Zeus tarafından yenilince mitolojide tanrılar devri başladı.


TANRILAR....


· ZEUS: Gök tanrısı olan Zeus annesi Rhea'nın yardımıyla babası Kronos'u tahtından indirerek Olympos'a yerleşmiştir. İnsanları ve tanrıları tiranlar ve devlere karşı korumuş ve onlara hükmetmiştir. Sık sık hayvan kılığına girip kadınları baştan çıkarır. Birçok sıfatı ve simgesi vardır.

· HERA: Analığın yüceliği ve evliliği simgeler. Kronos ve Rhea'nın kızı olan Hera kardeşi Zeus'la evlidir. Çoğunlukla kinci, kıskanç ve hırçın bir tanrıça olmasıyla tanınır.

· ATHENA: Evleri ve kentleri korur. Babası Zeus'un kafasından, tepeden tırnağa silahlı olarak doğmuştur. Aklın ve zekanın gücünü simgeler. Genellikle silahlı olarak canlandırılır.

· APOLLON: Güneş tanrısı olan Apollon, Zeus ve Leto'nun oğludur. Aynı zamanda müzik ve şiir tanrısıdır. Tanrıların en yakışıklısıdır.

· ARTEMİS: Av tanrıçası olan Artemis, Apollon';un kız kardeşidir. El değmemişliği simgeler. Ok ve yay taşır, bir dişi geyik ve köpeklerle dolaşır. Simgesi hilaldir.

· HERMES: Zeus ile Maia'nın oğlu olan Hermes yolları ve onların üzerinde seyreden habercileri gezginleri, satıcıları ve gerektiğinde de hırsızları korur. Becerikli ve kurnaz bir tanrıdır.

· HEPHAİSTOS: Ateş tanrısıdır. Demircilik ve madencilik ustasıdır. Hera'nın oğludur. Aphrodite ile evlenmiştir. İki ayağıda topal olan Hephaistos yer altında tanrılara silah yapar.

· ARES: Savaş tanrısıdır. Acımasız ve kavgacı bir tanrı olduğu için kimse tarafından sevilmez.

· APHRODITE: Aşk tanrıçasıdır. Hephaistos'un sadık olmayan eşidir. Anadolu'da büyük saygı görmüş adına kentler ve tapınaklar yapılmıştır.

· DEMETER: Bereket ve ekili topraklar tanrıçası, Kronos ve Rhea'nın kızıdır.

· POSEİDON: Denizler tanrısıdır. Denizciler iyi bir yolculuk için Poseidon'a yakarırlardı. Zeus'un erkek kardeşidir.

· HADES: Ölüler dünyasının ve yeraltının tanrısıdır. Kendisini görünmez yapan bir başlığı vardır.

· ASKLEPİOS: Asklepios sağlık ve hekimlik tanrısıdır. Yaygın kanıya göre Apollon ve nymphe (su perisi) Koronis'in oğludur. Genelde elinde yılanlı bir asa ile betimlenir. Zeus tarafından öldürülmüştür.

· DİONYSOS: Şarap, sarhoşluk ve bağcılık tanrısı olan Dionysos, Zeus ve Semele'nin oğludur.Simgesi çam ve sarmaşıktır. Genellikle elinde kantharos adı verilen testiyle canlandırılır.

· HESTİA: Ocak tanrıçası, evli kadın ve yeni doğmuş çocukların koruyucusu Hestia, Kronos ve Rhea'nın bakire kızıdır. Onuruna her sitenin prytaneionunda sürekli olarak kutsal ateş yakılırdı.

· THYKE: İyi ve kötü talih tanrıçası. Çoğunlukla taç ve elinde bereket boynuzuyla betimlenir.

· NEMESİS: Nyks'in kızıdır. Tanrısal öcü simgeler. Zeus'tan kurtulmak için kaza dönüşmüştür, fakat Zeus da bir kaza dönüşerek Helene ve Dioskurları doğurmasına sebep olmuştur.

· HYGİEİA: Sağlık tanrıçasıdır. Asklepios'la ilişkilendirilir. Hayvanı yılandır.

· HYPNOS: Uyku tanrısıdır. Erebos ve Nyks'in oğludur. Oğulları Morpheos, İcelos ve Phantasos düşleri yaratır. Yaşadığı mağaradan unutkanlık ve kayıtsızlık ırmağı Lethe'nin suları geçer.

· HYMENAİOS: Evlilik tanrısıdır. Genellikle Apollon ve Kalliope'nin oğlu olduğu kabul edilir.

· EROS: Aşkın ve üremenin tanrısıdır. Önceleri genç olarak betimlenen Eros daha sonra Hellenistik dönemde kalpleri ok ile yaralayan kanatlı bir çocuk olarak betimlenmeye başlanmıştır.

· PAN: Kırlar, çobanlar ve ormanların tanrısıdır. Keçi ayaklı, sakallı ve boynuzludur. Zevk düşkünü bir tanrıdır. Syrinks (pan flüt) çalar, tepelerde dolaşır ve sürüleri korurdu.

Yüzyılın yalanı zengin etti

Hitler'in soykırımından kaçarken kurtlar tarafından kurtarıldığı yalanını uydurdu, milyoner oldu

8 yaşında Hitler'in soykırımından kaçarken kurtlar tarafından kurtarıldığını anlatan Misha yalancı çıktı. Gerçeği itiraf eden kadın, bu anıyı yazdığı kitaptan 27 milyon dolar kazanmıştı.

Belçika'da 1941 yılında Yahudi soykırımından kurtulmak için ormana kaçtığını ve 3 bin kilometre yürüdükten sonra kurtlar tarafından kurtarıldığını söyleyen 71 yaşındaki Misha Defonseca, hikayesinin gerçek olmadığını itiraf etti. Gerçekleri Le Soir gazetesine anlatan Defonseca'nın, Yahudi bile olmadığı ortaya çıktı. Misha'nın 18 dile çevrilen "Misha: "Bir Holocaust Hatırası" adlı otobiyografi kitabı, kadına 27 milyon dolar kazandırmış, hayatını anlatan film de 6 milyon kişi tarafından izlenmişti.

Gözlerinize inanamayacaksınız!

Sinir sistemindeki genetik rahatsızlık nedeniyle yüzünde oluşan tümör 23 kg çıkan Çinli Huang Chuncai bir dram yaşıyor.

Geçen yıl yüzünü kaplayan tümör 23 kilograma çıkınca ameliyat masasına yatan Chuncai'nin yüzündeki tümörün 13 kilogramı alındı. Şu anda yüzünde 10 kilogram tümörle yaşamak zorunda olan Çinli Chuncai ikinci kez ameliyat olacak.

Operasyon öncesi göz yaşlarını tutamayan 32 yaşındaki hasta adamın yüzünde bu ameliyatla 4 kilogram tümör alınacak. Daha sonra yüzündeki tümör aşamalı olarak düşürülecek.

Kendi Kendine Yanan Insanlar!

Dünyadaki en büyük esrarlardan bir tanesi de hiçbir sebep yokken yanıp kül olan insanlar. Evet bu size çok tuhaf gelebilir ancak yüzyıllardan beri hiçbir sebep yokken durduğu yerde yanıp ölen insan vakaları oluşmakta ve bunun nedeni de bugüne kadar çözülemeyen bir esrardır. İşin en anlaşılmaz tarafı da insanın yanıp kemiklerinin bile kül haline geldiği bir ortamda etrafta bulunan eşyaların hatta bazı vakalarda yananın üzerindeki elbiselerin bile hiçbir hasar görmediğidir. Tıbben bir insanın yanabilmesi bilhassa kemiklerinin kül haline gelebilmesi için çok yüksek bir ısı (1500 derece santigrad) Birde bu ısının uzun bir zaman devam etmesi gerekir (en az iki saat). Avrupada ve Amerika da son zamanlarda ölen insanlar gömülmeyip (Crématoire) denen yüksek ısılı elektrik fırınlarında yakılıp külleri küçük bir vazoya konup saklanmaktadır. Bu fırınlarda bile ısı 2000 dereceye yaklaşmakta ve tam kül olması üç - dört saat sürmektedir.
1731 senesinde akşam yatağına yattan ve uykuya dalan bir kadın ertesi günü sabah odasına kendisini uyandırmaya gelen hizmetçisi tarafından feci bir şekilde yanarak bir kül yığını haline gelmiş olarak bulunmuştur. Odanın her yeri is ve kurum içindeydi ve küller her tarafa uçuşmaktaydı. Fakat yatağından 1.5 metre ötede yanan kadın kül yığını haline geldiği halde ne yatağı ve çarşafları nede odanın mobilyaları hasar görmemişti. Yetkililer çok ayrıntılı bir araştırma yapmışlar fakat yanmanın sebebini bulamamışlardır. Zira odada yangın çıkması için sebep yoktu ne ateş vardı nede ateş çıkaracak bir şey. Odada ki eşyalar hatta yatak çarşafları bile hiç yanıksız duruyorlardı.

Bu sonradan kayıt altına alınmış " kendinden yanma" olayları arasında ilk örneklerden biri kabul edildi.

18 yüzyılda çok sayıda kendinden yanma vakası tespit edildi fakat ilim adamları ve doktorlar bir türlü sebepsiz bu yanmalara bir ad koyamıyorlardı.

Dr. Merille, Fransada Caen şehrinde görev yapıyordu bir gün bir ölüm nedeniyle ilgili olarak çağrıldı yaptığı incelemede: ölünün vücudu yerde uzanıyordu. Geriye kül yığınından başka bir şey kalmamıştı kemikler sıcaktan eriyerek eğilip bükülmüştü. Dr Raporunda kemikleri erimiş olmasını belirtmesi çok ilginçtir zira kemiklerin erimesi için en az 1500 derece ısı gerekir, oysa rapora göre " Evdeki eşyalardan hiç biri yanmadan zarar görmemişti kadının geceliği oturduğu sandalyenin 30 cm ilerisinde el değmemişçesine duruyordu. Üzerindeki elbiselerin dışında odada yanan başka hiçbir şey yoktu." Kimileri bu yanmaları Tanrının gazabı olarak görmektedir, bu korku eski çağlardan beri vardır. " Onları Tanrının gazabı yok ediyor. Tanrının yakıcı nefesi kül haline getiriyor. " Bu doğrumuydu ?

Yukarıdaki olayların benzerine daha yüzlerce misal verebiliriz. Biz burada bu hususta yapılmış araştırma ve incelemeleri ele alıp neticeleri üzerinde tartışacağız.

Bu yanma olayları ile ilgilenen araştırmacılar olayların gittikçe artığını söylüyorlar . Bazı gazeteciler bu hadiselerle ilgili bilgi topluyorlar . Tıp dergilerinde yazılar yazılıyor fakat doğru dürüst hiçbir netice alınamıyor.

Kendiliğinden yanma olayları üç safhada oluyor:

1- Çok kısa bir zaman içinde gerçekleşiyor, yananın ne yardım isteyecek nede ne olduğunu anlayacak zamanı oluyor.
2- Olaylar çok büyük nispete ölümle neticeleniyor ve bu sebepten kurbanların ne olduğunu anlatma imkanı olmuyor.
3- Üçüncü çok ilginç durum : Böyle bir yanma olayı ya yanan yapayalnızken oluyor veya birkaç kişi iseler o zaman hepsi birden yanıp ölüyorlar. Yani hadiseye canlı şahit bulunmuyor.